Seçime Girecek Siyasi Partiler Aydınlık Türkiye Partisi Bağımsız Türkiye Partisi Saadet Partisi İşçi Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkın Yükselişi Partisi Özgürlük ve Dayanışma Partisi Genç Parti Demokrat Parti Liberal Demokrat Parti Büyük Birlik Partisi Milliyetçi Hareket Partisi Adalet ve Kalkınma Partisi Hak ve Özgürlükler Partisi Emeğin Partisi Türkiye Komünist Partisi

Yiğit Bulut

Ben bir kez daha uyarayım...

Sevgili dostlar, aşağıdaki detayların bazılarını daha önce de bu köşede paylaştık ve konu hakkında sizlerden de birçok katkı geldi. Oyakbank'ın satışı sonrası konu yeniden gündeme geldi ve özellikle konu hakkında en küçük bir tecrübesi, fikri olmayan bazı yazarlarımız olayın aktörlerinin hataları üstünden acımasızca 'ulusal ekonomi' modelini eleştirmeye başladılar. Onlar sadece şunu söyleyeceğim; Çoşkun Ulusoy, sizin iddia ettiğiniz gibi bu modelin bir zamanlar temsilcisi değildi ve asla 'bizden' olmadı. Modeli eskitmek ve aksini iddia etmek istiyorsanız, gelin istediğiniz televizyon kanalında, istediğiniz zaman detaylarını tartışalım.
Sevgili dostlar, bu noktada özellikle yabancılaşmanın detaylarına inmek ve bankacılık sektörümüzü referans alarak; "Türkiye, çok kritik bir sınıra geldi" vurgusunu açmak istiyorum.
Neden mi?
Detayları aktarayım, kararı siz verin...
- Bankacılık sektöründe yabancı sermaye payı günümüz itibarıyla yüzde 45'in hatta üstünde. Büyüme de dikkate alınırsa pay yüzde 50'lerin üzerine rahatlıkla çıkabilir.
- Satışa çıkarılan bankaların (Ziraat Bankası'nın tamamı, Halkbank ve Vakıfbank'ın yüzde 51'i) yabancıların eline geçmesi halinde, sektördeki yabancı sermaye oranı yüzde 70'in üzerine çıkacak.
- Gelişmiş AB ülkelerinde oranlar oldukça düşük. Örneklemek gerekirse; AB ülkelerinden Almanya'da yabancı sermaye payı yüzde 5, İtalya'da yüzde 8, İspanya'da yüzde 10, Hollanda'da yüzde 11, Danimarka'da yüzde 17, Avusturya ve Fransa'da yüzde 19, Yunanistan'da yüzde 20'nin dahi altında.
- Yabancı payının yüksek olduğu ülkeler AB'nin ve IMF'nin kontrol ettiği daha doğrusu sömürdüğü ülkeler. Bunları da örnekleyelim; Estonya'da yüzde 100, Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 95, Slovakya'da yüzde 93, Meksika'da yüzde 82, Macaristan ve Polonya'da yüzde 65, Arjantin'de yüzde 48, Peru'da yüzde 47, Şili'de yüzde 42.
- Türk bankalarına 20-25 milyar dolar yatıran yabancı sermaye, Türk halkının trilyon dolarlık aktifinin kontrolünü ele geçirecek.
- Yabancı bankaların, ülkeyi siyasi-ekonomik krizler öncesinde ve sırasında ani terk etme riski, finansal aracılık hizmetlerinde şok düşüşlere yol açarken, artan rekabet, yerlileri aşırı riskli alanlara itecek.
- Artan yabancı rekabet ile yerliler sektör dışına itilirken, Türk bankacılık sistemi tam bir 'Oligopol'a dönüşecek.
- Yabancılar 'en iyilere' odaklanarak, küçük ve orta ölçeklileri göz ardı edecekler.
Sonuç: 'Yabancı sermaye' adı altında maddi birikim ve bilginin Türkiye'ye gelmesine; ne ben, ne de bu tip uyarıları yapan, ulusal ağırlıklı modeli savunan diğer dostlarım, kesinlikle karşı değiliz. Değiliz ama her konuda olduğu gibi bu dinamik için de 'optimal' bir nokta var ve Türkiye 'optimal' noktayı geçmek üzere. Bu gerçekten yola çıkarak, hem sizlere, hem yetkililere, hem de siyasi otoriteye yeniden hatırlatmak istiyorum; AB genelinde de hukuken engel olmamasına rağmen, banka satışlarında 'görünmez' bir politika izleniyor ve ulusal çıkarlar doğrultusunda gerekli oranlar mutlaka korunuyor.
Son söz: Türkiye, çok kritik bir sınırda, banka devirlerine izin verme konusunda 'görünmez eli' devreye sokmalı ve sınırların aşılmasına asla ama asla izin vermemeliyiz... OYAKBANK ve ABANK'ın satışı BDDK tarafından onaylanmayabilir, Halkbank'ın blok satışından vazgeçilebilir ve oranın yüzde 50'nin altında kalması ne olursa olsun sağlanabilir.
Not: Ben sadece uyarabilirim, gerisi "malına sahip çıkıp çıkmama kararı verecek Türk halkına ve onun seçtiği siyasi otoriteye" kalmış.

(Radikal)

 



Sizde burada yer almak ister misiniz?Reklam ver
©2007 SeçimMeydanı. Her hakkı saklıdır. | Hakkımızda | Kullanım Sözleşmesi | Gizlilik ve Güvenlik Politikamız | 0.055 sn.